31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu Seneler


Geçen yılbaşı 3.5 aylık bebekti. Şimdi bebeklikten çocukluğa geçişine başladı benim kurabiyem. Fotoğrafta gülmüş ancak gerçekten epey hasta. Zaten yılbaşı sevincimizi de bu durum kaçırdı ve bu post geç yazıldı. Önce kusma ile doktora gittik, dün akşam da burun akıntısı nedeniyle. Şimdi keyfi daha iyi ama uyumakta zorlanıyoruz. Yeni yılda sağlık temenni ediyorum. Böyle durumlarda insan sağlığın değerini bir daha anlıyor.



 Şöminemiz olmadığı için çorabımızı cama astık :) Noel babayı da bu akşam yiyeceğiz :)


 Hediyelerimiz çok merak ediyorum :)




Hediye kartlarımız :)


Herkese mutlu, sağlıklı, güzel bir yıl diliyoruz kurabiyem ile birlikte...

29 Aralık 2010 Çarşamba

Almina'nın Kitapları - 05: İlk Kitap Setim



O kadar sevimli bir set ki "İlk Kitap Setim". Keşke daha önce alsaymışım. Aslında bayram hediyesi olarak almıştım seti ama bayrama kadar dayanamayıp hemen vermiştim Almina'ya (bayram nerede kaldı ben ne zaman yazıyorum bu yazıyı). Dokuz minik kitap var setin içinde. Boyutları çok güzel, hafif. Bir yere giderken bir kaç tanesini çantaya atıveriyorum. Diğer İlk Kitaplarım'a oranla çok daha hafif olması nedeniyle daha çok seviyorum. Almina'da çok seviyor bu minik kitapları. Çok tatlı tavşanlar, pisiler var :) Tüm bebeklere tavsiye ederiz. D&R'ın İnternet sitesinde fiyatı gayet uygun.


24 Aralık 2010 Cuma

Kıpırcık :)



Bayram hediyesi olarak aldığımız kıpırcık, ilk reklamlarıyla bizi cezbetmişti. "Hareket etmesi ve ses çıkarmasından Almina ürker mi?" diye düşünüyorduk. Tepkisini çok merak ederek kutusundan çıkardık, sırtına dokunduk, ileri gitmeye başladı ve bir anda hepimizin -dikkatinizi çekerim hepimizin- sevgilisi oldu. Bir süre ileri gidiyor, sonra geri, dönüyor, sesler çıkarıyor. Çok sevimli. Almina ürkmedi aksine  eline alıp başka tarafa yönlendirdi, alıp inceledi. Kirpimiz bir aydan biraz uzun süredir bizimle. İtiraf etmek gerekirse Almina başka oyuncaklarıyla oynadığı zamanlar ben kirpiyi tercih ediyorum. Onun yerde gezinmesi, sesler çıkarması çok hoşuma gidiyor. Bazen koltuk altına giriyor ve annem dahil herkesin "Kıpırcık nerde?" cümlesini kurmasıyla koltuk altlarına bakması bir oluyor. Bulunca "Hah burdaymış" deniliyor. Ailemizin kıpırcığı Kirpiciği çok seviyoruz.

Ufak bir not: +4 yaş ibaresi bulunuyor kutusunun üzerinde, ancak eşimle ortak kanaatimiz bir yaş üstü bebeklerin daha çok ilgisini çekeceği yönünde. Zaten geçenlerde Almina'ya yılbaşı hediyesi bakarken, oyuncak mağazası çalışanı  "Tüm oyuncaklarda 3 yaş üstü ibaresi bulunmak zorunda yoksa ithal edilmesine izin verilmiyor" dedi. 

Çok güvenli oyuncak bile olsa uzun süre bebeği yalnız bırakmamak en doğru davranış.

22 Aralık 2010 Çarşamba

15. Ayımız



Bir anneyi neler mutlu eder? İlk gülüş, ilk el çırpış, ilk öpücük, ilk heceler, ilk adımlar... Liste böyle uzar gider. Bir anneyi en çok bebeği mutlu eder. Ne kadar yorgun olsa da, enerji bulur. Eskiden Almina doğmadan önce, işten gelince düşünürdüm "Bebeğim olunca bu yorgunlukla ona nasıl bakarım" diye. Dün gece  jet hızıyla Almina'yı doyurdum, sonra sofrayı hazırladım, mutfağı topladım, muhallebisini yaptım, oyun oynadık... Bunları yaparken bu eski düşüncem takıldı. Annelik farklı birşeymiş, yaşanmadan bilinemiyormuş. İlk aylarda hemen hemen hiç uyumadan nasıl duruluyorsa, şimdi de işte ne kadar yoğun olunursa olunsun kapıda onu görür görmez Asteriks'in sihirli iksirini içmiş gibi oluyorum. Hele kapıdan girince ellerini oğuşturmuyor mu? Bu "Ellerini yıka" demek oluyor :) İşe ilk başladığımda Almina kapıdan girer girmez hemen kucağıma gelmek istiyordu. Ben de her seferinde "Anneciğim ellerimi çıpı çıpı yapayım" diyordum. 3-4 aydır kapıdan kim gelse ellerini oğuşturuyor "Ellerini yıka" diyor. Titiz kurabiyem benim.



Gelelim asıl konuya ne yazacaktım neler yazdım. 15. ayımız bitti. Bir yaşından beri ellimizi tutarak yürüme sürecini bitirdi ve artık kendi başına yürüyor kurabiyem. Uzun bir süredir halkaları doğru bir şekilde diziyor. Hala anne demiyor onun yerine Deniz'in kısaltması Dede'yi tercih ediyor. Yani herşey olacağım aklıma gelirdi de dede olmak :)) Biliçli bir şekilde: Pisi, Titi (Tilki), Goga (Tolga), Baba, Çiş, Pis, Gel, Aç, Al, Atta, Aba, Mama diyor.

Artık daha değişik tepkiler veriyor, adlandıramıyorum ama bebek gibi değil artık. Kendi kendine oyun kurmaya başladı. Bebeklere mama veriyor. Telefon ile konuşuyor, kendine çanta yapıyor içine telefonunu koyuyor, sonra çıkartıp konuşuyor. Bebeklikten çocukluğa geçiyor. Her anı, hali bir başka güzel bunu görüyorum. Onu hergün daha çok seviyorum.

Rabbim tüm evlatları anne-babalarına bağışlasın...

21 Aralık 2010 Salı

Aile Hekimi


Geçen ay Almina'nın aşısı için sağlık ocağına - Aile Sağlık Merkezi oldu artık-  gittiğimizde her yer her yerdeydi. Tam da Aile Hekimliğine geçiş döneminde gitmişiz. Ebeler, doktorlar yeni gelmişler. Dosyalardan oturacak yer bulamadık. Tüm dosyaları elden geçiyorlar ve bölgeleri paylaşıyorlamış. Tam bir kaos vardı. Bir kaç gün öncesinde biraz konuyu araştırmış, internette kendi aile hekimimizin adı bulmuş ve not etmiştim. Buna rağmen "Nedir tam olarak bu Aile Hekimliği?" dedim.  Bizim bağlı olduğumuz ebe kendilerinin de tam olarak konuya hakim olamadıklarından bahsetti. Bir kaç hafta içinde düzeni sağladıktan sonra herşeyin daha iyi olacağını ekledi.

Benim okuduklarımdan çıkardığım sonuç: Hastanelerin özellikle Tıp Fakültelerinin yükünü hafifletmek için birinci basamak sağlık sorunlarının çözümü, teşhis ve tedavisi. Tıp geçmişinin kontrol edilmesi, takip edilmesin de kolaylık sağlanması için uygulanan bir sağlık hizmeti. Minik bir soğuk algınlığı için hastaneye gitmek yerine aile hekimine gitmeniz gerekiyor. Böylece hiç bir ücret ödemeden tedavi ediliyorsunuz.

Aile hekimleri  tedavi edici hizmetlerin yanı sıra, aşılama bebek ve çocuk, gebe ve loğusa takipler ile, 15-49 yaş arası kadınların özellikle kanser gibi hastalıklar açısından takibi ile bakıma muhtaç ve yatalak hastaların tespiti gibi hizmetlerin yanı sıra obezitenin önlenmesi gibi koruyucu sağlık hizmetlerinde de görevler üstlenecek.  Tedavi ve laboratuvar hizmetleri tamamen ücretsiz olacak.

Sağlıklı günler...


Linkten Aile Hekiminizi bulabilirsiniz. http://sbu.saglik.gov.tr/sbahbs/

16 Aralık 2010 Perşembe

Ankara'dan Gelenler...


Yeğenim Ankara'da okuyor. Filiz Ablam da geçen haftasonu Ankara'daydı. Almina "Pisi Kedi" sevdiği için yeğenim "Pisi Kedi Suyla Oynuyor"u göndermiş. Filiz ablam da yeterince kitabı olduğunu düşünerek Almina' yı kokoş yapmak için resimde görünen taçları (mavi ve beyaz renkleri de var) kolye-bilezik seti ve çok güzel bir toka daha almış. Resim çok güzel değil ama dayanamadım yazdım. Teşekkür ederiz :)) 

15 Aralık 2010 Çarşamba

Almina'nın Muhallebisi


Almina uzun süredir akşam saat 8'de muhallebisini yiyor. Arada kek yapıyorum sürekli aynı olmasın diye. Bir iki arkadaşımla konuşurken muhallebiyi nasıl yaptığımı sordular. Ben de annemden öğrendim bu tarifi.
Ben organik süt kullanıyorum. Bu verdiğim ölçüden üç minik kase çıkıyor. Bir kase gayet doyurucu.

Malzemeler:
-İki su bardağı sütten bir parmak az süt
-6 adet kesme şeker
-Bir dolu çorba kaşığı pirinç unu
-Bir çay kaşığı nişasta

Hepsini koyulaşıncaya kadar karıştırarak pişiyorum. Yalnız minik bir detay teflon bir tencerede pişirmenizi öneririm, çeliklerde nedense biraz dip tutması oluyor. Miniklere afiyet olsun...

14 Aralık 2010 Salı

Almina'nın Kitapları - 04: Virginia Woolf: Görünmeyenin Yazarı

Virginia Woolf: Görünmeyenin Yazarı


Luisa Antolin Villota

Elma Yayınevi - 2010 İstanbul

ISBN:978-975-6093-76-4

35 Sayfa

Çeviri: Kemal Atakay

+8



 
Hani bazen güzel bir şey dilerseniz de oluverir. İşte bu yazacağım kitap böyle bir dileğin sonucudur. Her gün takip ettiğim Bir Dolap Kitap'ta görmüştüm bu tatlı çocuk kitabını. Henüz yeni bitirmiştim Virginia Woolf ayımı ve bu kitap beni büyüledi. Kızımın okuması için uzun bir süre olmasına rağmen en kısa zamanda kendim için alıp okumayı dilemiştim. Virginia Woolf'un bir çocuk kitabı olması fikri çok hoşuma gitmişti. Ben bu merakla bir kaç günü geçirdim. Sonra mail kutumu kontrol ederken Elma Yayınevi'nden Sevgili Mine Hanım'ın beni çok mutlu eden maili ile karşılaştım. "Virginia Woolf ayı ile ilgili yazılarımı okuduğunu belirterek bu kitabı bana göndermek istediklerini" yazıyordu. İşte dileğimin gerçekleştiği an. Bu nazik daveti hemen kabul ettim ve bu şahane kitap bana uçarak geldi. Hemen gelince bir kere okudum. Sonra hafta sonu bir kez daha ve dün gece bir daha okudum. Bu okumalarımdan ikincisinde 8 yaşına gittim ve öyle okudum. Her okumam da büyük bir keyif aldım.


Kitabın ilk bölüm "Virginia Kimdir?" de Virginia'nın ailesi, evi, nasıl bir çocuk olduğu, hangi oyunları oynadığı anlatılıyor. Daha sonra "Virginia Konuşmaya Başlıyor" da, 3 yaşına kadar hiç konuşmayan Virginia'nın bir gün yaratıcılığının izlerini taşıyan bir cümle ile konuşmaya başlamasının öyküsü anlatılıyor. Virginia konuşmaya başlamasıyla kardeşlerine birbirinden güzel öyküler anlatıyor, kitapları çok seviyor ve çok okuyor. Okudukça kendisi de yazmak istiyor. Sessiz sözleri yakalamak için ağını atıyor, ancak bu sessiz sözcükleri yakalamak için büyük bir sessizlik gerekli. Sessizlik olmazsa Virginia'nın sözleri kaçıp gidiyor. Böylece "Kendine Ait Bir Oda" sı olması gerektiğine karar veriyor. Kendine ait bir odası olunca görünmez ağı ile yakaladığı sessiz sözlerin nasıl birer birer kitaba dönüştüklerini okuyoruz. Sonra Virginia'nın sevdiği şeyleri ve kitaplarını öğreniyoruz. "Virginia'nın Gözleri" bölümünde Virginia Woolf'un rahatsızlığından da bahsedilmiş. Daha fazla kitap ile ayrıntı yazmayayım en iyisi...

Kitabı Luisa Antolin Villota kaleme almış. Çizimler Antonia Santolaya ait. Çeviren Kemal Atakay. Hem çizimler çok güzel hem de çevirisi. Böyle güzel bir kitabın Türkçe'ye kazandırılmış olması müthiş bir şey. Keşke çocuk olsam dedirtti okudukça. Böyle büyük bir yazarın hayatı ve yazar olma öyküsünün anlatılması ile çocukların sadece kitaplara değil edebiyata ve edebiyatçılara karşı da büyük bir ilgi duymalarını sağlayacaktır. Kitap Virginia Woolf sever büyüklerin de hoşlarına gidecek eminim.

Kitap Elma Yayınevinin "Kişisel Gelişim Kitapları" serisinden basılmış. Serinin diğer kitaplarını ve yakında basılacak olan Ursula K. Le Guin'in "Balık Çorbası "nı da çok merak ettim. Seriyi en kısa zamanda tamamlamak niyetindeyim.

Bu güzel kitap bana capcanlı bir dünyanın kapılarını açtı. Kızım her geçen gün büyürken ve yazısı bol kitaplara doğru ilgisi artarken, "Niye çocuk kitapları da yazmıyorum" dedim. Hem Almina için hem kendim için çocuk kitaplarını okuma vakti. Çocukken böyle güzel kitapları okumamış olsam da hiç değilse şimdi kaçırmamış olurum.

Son bir not Elma Yayınevi'nin bir de Elma Çocuk Kulübü var linke tıklayarak nasıl üye olunacağı öğrenilebilinir. Hem büyükler hem minikler için bol kitaplı günler...
 


Bu yazı diğer blogum http://thalassapolis-neokudum.blogspot.com/ dan alınmıştı.






Haftasonumuz: Kartlarımız ve Kar






Haftasonu hava epeyce soğuk olacağını öğrenince Mihrimah Asya ziyaretimizi ertelemek zorunda kaldık. Geçen haftasonu hasta olduğu için dışarı çıkmayı göze alamadım. İyi ki de çıkmamışız gerçekten hava çok soğuktu ve zaten kar kendini gösterdi cumartesi akşamı. Cumartesi günü ABC Dokun, Hisset, Öğren Kartlarımızla vakit geçirdik. Bir süre önce İlk Sözcüklerim ve Çiftlik'i almıştım bebek marketten. Kısa bir süre önce de Sevgili Füsun'dan da Taşıtlar ve Renkler-Şekilleri aldım. Almina bu kartlarla vakit geçirmekten çok büyük keyif alıyor. Defalarca alıyor bakıyor. Her kartta belli bir bölgenin dokusu farklı, fotoda da görüldüğü gibi Almina saman balyasının dokusunu inceliyor. İnceledikten sonra üç tane kartı alıyorum hepsini adını söylüyorum. Sonra önüne koyarak içlerinden birinin adını söyleyip bana vermesini istiyorum. Böylece kelime pekişiyor. Cumartesi günümüz böyle geçti. Pazar sabahı ise bembeyaz bir güne uyandık. Almina geçen sene çok küçüktü ilk karı gördüğünde. Bu sefer daha bir dikkatli inceledi, şaşırdı. Keşke dışarı çıkabilseydik. Umarım bir daha ki karda Almina daha yakından tanışır. Pazar günümüz biraz temizlik biraz kar izleme ile geçti. Akşam pizza keyfi yapalım dedik ve eve sipariş verdik. Almina benim gibi pizza sevecek anlaşılan kendi yemeğini bıraktı ve pizza istedi. Ona uygun kısmından eline verdim, afiyetle yedi arada kendi yemeğinden de çaktırmadan verdim :) Üstüne de kek ve ıhlamur keyfi yaptık. Lili ve Yedi Çocuğundan birini okuduk ve uyuduk. Bir haftasonu böylece bitti.


13 Aralık 2010 Pazartesi

Yeni Kitapların Heyecanı

 



İdefixe'den sipariş ettiğimiz kitaplar geldi. Kendime sadece bir kitap alabildim. Geri kalan tüm kitaplar Almina içindi. Çok şükür ki kitaplara hayli düşkün. O sevsin yeter ki ben ona hep kitap alırım. Kitap detaylarımıza daha sonra değinmek istiyorum.

Kitaplarımız:
1. Lili ve Yedi Çocuğu Dizisi: Hiç Uykum Gelmedi, Dondurma Yok mu?, Bir Çizgi Film Daha, Hepsi Benim, Bu Ne Tatlı Şey, Hayvanları Çoook Seviyorum, Ben Bir Ressamım.
2. Eve Dönelim Küçük Ayı
3. Aç Tırtıl

Bu ara  "Lili ve Yedi Çocuğunundan" birini okuyoruz yatmadan önce. Almina tüm kitapları bir arada görünce çok mutlu oldu. Hatta çığlık attı. Hepsini inceledi ama Aç Tırtıl biraz daha fazla ilgisini çekti sanırım.
Bol kitaplı günler :)

10 Aralık 2010 Cuma

Elmer ve Gökkuşağı



Blogcu Anne'yi takip edenler bilir, bir süredir kitap hediye ediyor. Bir çarşamba çocuk kitabı, öbür çarşamba ebeveyn kitabı. İki kez yorum bırakarak çekilişe katılmıştım. Bu haftanın kitabı Elmer ve Gökkuşağı idi. Bir süre önce Bir Dolap Kitap'ta görmüştüm Elmer'ı ve çok sevmiştim. Hemen Almina'nın listesine eklemiştim. Hediye kitabın Elmer ve Gökkuşağı olduğunu görünce tekrar yorum bırakmıştım ve sonuç: Blogcu Anne'den Elmer ve Gökkuşağı'nı biz kazandık. Dün akşam üstü mail gelince çok mutlu oldum. Kitap beni mutlu eden 3-4 şeyden biri. Blogcu Anne'ye tekrar teşekkür ediyorum. Kitabımız gelip okuyunca bu sefer kitabı tanıtma yazısı yazacağım. Güzel bir haftasonu diliyorum :) 

9 Aralık 2010 Perşembe

Almina'dan Anekdotlar 6: Kandırıkçı



Dün akşam yatma ritüellerimizi yerine getirdik, seçtiği kitabımızı okuduk. Sıra uyumaya geldi. Bir süre şımarıklık etti. Bende "Hadi anneciğim kapa gözünü ve uyu" dedim. Böyle der demez gözlerini sımsıkı kapadı. Kafamı öbür tarafa çevirince, açtı ve güldü. Yavaşca kafamı döndürmeye başlarken tekrar kapadı. Resmen kandırıyor beni :) Taviz vermemek adına ciddiyetimi koruyayım dedim ama o kadar tatlıydı ki. Bir süre daha yatakta sarıldık, koklaştık. Sonra neyse gerçekten uykusu geldide uyudu kurabiyem.

8 Aralık 2010 Çarşamba

Yeni Mekan



Çocuklar hasta da olsalar yapacaklarından geri kalmıyor sanırım. Mızmızlık yapsa da yine de oynamaya, gülmeye, neşelenmeye devam etti. Geçen hafta dolabını keşfetmiş. Açıp anneanne ile karıştıyorlarmış ben yokken. Dün akşam da elimden tutup beni odasına götürdü ve dolabı açtırdı. Bir güzel rafa oturdu. Bir 40 dakika kadar orada oyalandık. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum? Sanırım tek gerçeklik sağlık. Çocuklarımız sağlıklı olsun da gerisi boş.

7 Aralık 2010 Salı

Emel Çakıroğlu Wilbrandt - Maria Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi Sanatı


Montessori Yöntemi, Türkiye’de son aylarda popüler bir konu haline geldi. Ebeveynler bu konuyu merak ediyorlar. Ülkemizde henüz emekleme aşamasında olan bu yöntem kendini kanıtlamış ve bir çok ülkede yarım yüzyıldan fazladır uygulanan bir sistem. Ben de her anne gibi bu yöntemi merak ederek araştırmaya başladım. Vakti zamanında aldığım Pedagojik Formasyon Eğitimim ile birlikte yeni öğrendiğim bu yöntemi kafamda harmanlayıp yeni bir sistem geliştirmeye de çalışmıyor değilim. Şaka bir yana yöntem gerçekten başarılı ve kendini zaten kanıtlamış. Hepimiz gözlemlemişizdir, çocuklar oyuncak ile oynamanın yanında gerçek eşyalarla da uğraşmayı severler. Bulaşık yıkarlar, ellerinde bir bez ile toz alırlar. Yetişkinler için bu sıkıcı işler onlar için müthiş bir oyundur. Belki de oyun olarak bile algılamıyorlardır da bambaşka bir şey ifade ediyordur onlar için. Maria Montessori de işte böyle fark etmiş çocukların doğasını. Oyuncakla değil materyaller ile okul öncesi eğitimi başlatarak, çocukların okul yıllarında daha başarılı olmalarının yolunu açmış. Ancak kafamda bazı soru işaretleri yok değil. Yöntem çok güzel ve kızımın yaşı doğrultusunda bende önerdiği etkinlikleri yapmaya başladım bile. Ancak hiç oyuncak olmaması bana tuhaf geliyor. Bu yaşta oyuncak olmayacak da ne zaman olacak. Oyun ve oyuncak bence gerekli. Okul öncesi eğitimin olması için kanımın son damlasına kadar savaşmaya hazırım ancak çok eğitim verilmesi konusunda biraz rahatsızım. Ben hiç okulöncesi eğitimden geçmedim. Annem çalışmıyordu evde gayet mutluydum, o zamanlar sadece çalışan anneler çocuklarını anaokuluna verirdi. Okul öncesi eğitim diye bir kavram yoktu ve bu kadar anaokulu da yoktu. Hatırlıyorum İzmit’te sadece bir yada iki tane anaokulu vardı ve özeldi. Kısaca ben direk ilkokula başladım ve ilk başladığım günü çok net hatırlıyorum. Okul mevhumunu çok merak ettiğim için okula başladığım için çok mutlu olmuştum. Hatta anneme “Bekleme beni, şimdi ders yapacağız” demiştim. Bunu ben meraka bağlıyorum. Okula gitmek için tam 7 sene beklemiştim. Şimdiki çocuklar kreş, anaokulu derken okul mevhumundan bıkıyorlar. Bunu geçen gün bir eğitimci hocam ile de paylaştım ve hak verdi. Bir arkadaşımın oğlu okula bir ay gittikten sonra “Tamam gittim artık yeter artık gitmeyeceğim.” dedi. Haklıydı, çünkü 2 yaşından beri o kreş senin bu anaokulu benim diyerek gitmişti. Bir ay da ilkokul yeterli olmalıydı. Eğitime karşı değilim yanlış anlaşılmasın fazla eğitilmiş olmalarına karşıyım. Biraz oyundan, oyuncaktan zarar gelmez.


Kitaba gelirsek eğer çocuğunuzda Montessori Yöntemini uygulayacaksanız bu kitap kütüphanenizde mutlaka olmalı. Ancak bir okuma önerisi, eğitimci değilseniz 181. sayfadan başlayabilirsiniz. Zira 181. sayfaya kadar Maria Montessori’nin hayatı, eğitimin tarihsel gelişimi, felsefi temelleri, antropolojik kökenleri, eğitimin kökenleri başlıkları altında uzun uzun tarihsel gelişim anlatılmış. Üslup anlaşılır, sade ve akıcı. Resimlerle materyallerin kullanımları gayet detaylı anlatılmış. Ancak daha önce okuduğum Tim Seldin’in kitabı tasarım olarak daha çekiciydi. Bu kitap daha çok lise ders kitapları tadında olmuş. Ancak önemli olan içerik elbette. Böyle bir kitabın bir Türk tarafından yazılmış olması bile büyük bir başarı. Yazara emeği için teşekkür etmek isterim.


Her şey bir yana anne-babaların bilinçlenmeleri takdire şayan ve ister yöntemli ister yöntemsiz gösterilecek en içten küçük bir ilgi bile başarılı ve ruhen sağlıklı bir çocuk olarak gelişmesinde, kocaman bir adım olacaktır.



Maria Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi Sanatı, Emel Çakıroğlu Wilbrandt, Sistem Yayıncılık, 2009 İstanbul, ISBN: 978-975-322-546-5, 372 Sayfa

6 Aralık 2010 Pazartesi

Kurabiyem Hasta Oldu :(



Dün sabah 6 gibi Almina'nın ateşi yükseldi. İlk defa bu kadar ateşinin yükseldiğine şahit oldum. O kadar aşı ve diş çıkarma geçirdik ama bu kadar yükselmemişti. Hemen calpol verdim yarım ölçek. Neden çıktığını anlamadığım için tam ölçek vermek istemedim. Aklıma hemen 6. hastalık geldi. Bir süre önce bebek marketinden aldığım ateş düşürücü bant aklıma geldi. Her ihtimale karşı almıştım. İyi ki de almışım. Almina her ne kadar istemese de alnına yapıştırdım. Onun ve calpol'ün etkisiyle biraz düştü kahvaltımızı yaptık. Tekrar biraz yükselir gibi olunca doktora gittik. Doktor "Hafif bir üşütme" dedi. Ateş dışında hiç bir belirti göstermemesine şaşırdım. O sırada tekrar ateşimiz düşmüştü. Haliyle biraz mızmız, bu yüzden evdeyim. Koala modundayız. Şu an bile kucağımda. :) Neyse ki daha iyi. Sanırım yarına bir şeyi kalmaz.

3 Aralık 2010 Cuma

Anne - Baba Tiyatroda



Dün akşam uzun süredir gitmek istediğimiz Resimli Osmanlı Tarihi oyununa gittik. Almina'yı bıraktığımız için oyuna girerken biraz buruktuk ama öyle güzel bir oyun seyrettik ki... Bu burukluğa değdi. Yazan Turgut Özakman, Yöneten Ali Sürmeli olunca, şahane kostümler, güzel müzikler ve muhteşem bir de oyunculuk eklenince bu oyun güzel olmaz mı?  

Oyunumuz 26 Mayıs 1960 gecesi başlıyor yani 27 Mayıs ihtilalinden bir gün önce. Arşiv şefi Vakıf Bey sızar, uyandığında kendini 26 Mayıs 1876'da Hazine-yi Evrak Başkatibi olarak açar, bundan sonrasını anlatmayayım. Kocaeli'nde ikamet edenlerin izlemesini şiddetle tavsiye ederim. Eşimle oyunu o kadar sevdik ki bir daha izlemeyi düşünüyoruz.

Şehir Tiyatrosuna performansları için teşekkürler...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Bir Dolap Kitap Çekilişi


Bir Dolap Kitap blogunu duymayan yoktur sanırım. Annelerin eminim her sabah "Acaba bugün hangi kitap tanıtılmış" diye baktıkları o güzelim blog. Sevgili Banu ve Yıldıray'ın özenle seçtikleri ve yorumladıkları çocuk kitaplarıyla, Almina için tuttuğum kitap listesini her geçen gün kabartıyorlar. Kitap sever hatta kitap müptelası olanlar için muhteşem bir blog. Asıl konumuza gelirsek bir süre önce Sevgili Banu ve Yıldıray kitap hediye edeceklerinin sinyalini vermişti. Bugün itibariyle Bir Dolap Kitap Kütüphane Üyeliğine çok kolay bir şekilde mail adresinizle kayıt olmanız ile birlikte bu çekilişe katılabilirsiniz. Çekiliş de İyi Cüceler Çocuk Kitapçısında gerçekleşek, isteyenler çekilişi izleyebilirler de. Detaylar için lütfen buradan. Teşekkürler Bir Dolap Kitap...

Almina'dan Anekdotlar 5: Bebek Arabası



Normalde bebek arasında ne taşınır? Bebek elbette... Ama benim gibi kitap kurdu bir annenin, tatlı yavru kitap kurdu   bebek arabasıyla ne taşır? Kitap elbette... Almina'yı çalışma odasına götürmüştüm orada yapılacak işlerim vardı. Kitap yırtma gibi bir huyumuz olmadığı için güvenerek, oyalansın diye kütüphanenin önüne bıraktım. Kitapları görünce çok sevindi.


Yakında bulunan bebek arasını kendine çekti, yere oturdu ve benim "Anne Kitaplarımı" tek tek arabaya doldurmaya başladı.



O bölümdeki kitaplar bitince, kitapları bir güzel gezmeye çıkardı ki bu arada gözler hala kitaplarda dikkat ederseniz. Markette alışverişe çıkmış gibi bir imajı var :) Hep böyle kitaplarla haşır neşir olması dileği ile...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Sürpriz Sepet (Montessori Yöntemi İle)


Bir süre önce Tim Seldin'in kitabında okumuştum "Sürpriz Sepet"i. İlk okuduğumda çok hoşuma gitmişti. İlk fırsatta yapmaya karar vermiştim ancak biraz gecikti. Nihayet bu hafta sonu bu etkinliği gerçekleştirdim. Kitabın ışığında evdeki Almina için ilginç olabilecek eşyaları topladım. Sepetimizde: Minik çalı süpürgesi, peluş ile kaplı minik defter, minik kalaylı testi, iki tane minik tahta mandal, bir yumak yün, ahşap peçetelik, bir tahta kaşık, şifondan bir toka, saten kurdele, cam boncuklardan yapılmış kolye, bir cüzdan, iki adet taş, lavanta kesesi, karanfil kesesi, içinde boncukların olduğu minik bir kavanoz.


Kitapta sepete metal eşyalar, taş gibi doğal objeler, tahta, cam, kumaş ve deri objelerin konulması önerilmekteydi. Ayrıca koku duyusunu kullanması için kokulu bitki paketleri de önerilmekteydi.


Kitapta sepetin yeterince uyarıcı olduğu için dinlenmiş bir anında sepeti önüne koyun diyordu. Almina öğle uykusunda iken tüm oyuncaklarını ortadan kaldırdım. Uyanınca çorbasını içirdim ve sepeti getirdim. Daha önce oyuncakların olduğu bir sepet olduğu için hemen keşfetmeye başladı. En çok taş, cüzdan ve yumak ile ilgilendi. Çok uzun bir süre onlarla oynadı. Önce bir taşı eline aldı ve salladı ses çıkmayınca ikinci taşı aldı ve birbirine vurdu. Çıkan ses hoşuna gitti ve bir süre devam etti. Boncuk kavanozunu salladı boncukların sesi hoşuna gitti ve bana açtırmaya çalıştı. Açılmadığını söyledim bir süre ısrar etti sonra başka nesneye geçti. Kolyeyi boynuna taktı. Bir süre boynunda kolye ile oynamaya devam etti. Tahta kaşığı bulur bulmaz bana vermek istedi. Çok ısrar etti, sanırım yemek yaparken kullandığımı hatırladı. Oldukça şaşırttı beni. Küçük mandalları toka zannetti ve kafasına takmaya çalıştı, bir süre inceledi. Peçeteliği açıp kapadı bu ses de hoşuna gitti. Açılan yere taş ve yumağı koydu kapağı açtı – kapadı. Bir kedi gibi uzun süre yumak ile oynadı. En sevmedikleri Koku keseleri oldu. Koklamasını söyledim, bir kere kokladıktan sonra yüzünü buruşturdu ve bir daha da ilgilenmedi. Küçük süpürgeden de pek hoşlanmadı.

Çok hoş iki saat geçirdik. En sonunda not aldığım kalemi farketti ve kaleme doğru geldi böylece sepet ile ilgimiz kesilmiş oldu. Tepkileri ile beni gerçekten şaşırttı, kurabiyem gerçekten büyümüş. Almina da ben de çok keyif aldık. Arada sepetteki eşyaları değiştirerek bu etkinliğe devam edeceğim. Tüm annelere denemeleri tavsiye olunur. Yalnız ufak bir not; hem bebeğinizin tepkisini görmek, hem de oyuncak olmayan objelerle uğraştığı için her hangi bir tatsızlığa mahal vermemek için yalnız bırakmamanızı öneririm.









26 Kasım 2010 Cuma

Almina'dan Anekdotlar 4: Diş Fırçalama

Dün akşam banyodaydım, annem Almina'nın pijamasını giydirmiş, ben çıkar çıkmaz "Çok uykusu geldi hemen uyut" dedi. Apar topar yattık. Almina bir süre kuzusuyla oynadı sonra kalktı ve oturdu. "Ne oldu anneciğim?" dedim elini dişlerine götürerek fırçalama hareketi yaptı "ıııghh" dedi. Şok olmuş bir halde "Evet haklısın anneciğim unuttuk gerçekten" dedim. Şimdiki çocuklar harika. Daha ne şoklar yaşayacağım acaba? Ve sevindiğim bir ayrıntı demek diş fırçalama alışkanlığımızı kazanmış durumdayız :)

Almina'dan Anekdotlar 4: Diş Fırçalama

Dün akşam banyodaydım, annem Almina'nın pijamasını giydirmiş, ben çıkar çıkmaz "Çok uykusu geldi hemen uyut" dedi. Apar topar yattık. Almina bir süre kuzusuyla oynadı sonra kalktı ve oturdu. "Ne oldu anneciğim?" dedim elini dişlerine götürerek fırçalama hareketi yaptı "ıııghh" dedi. Şok olmuş bir halde "Evet haklısın anneciğim unuttuk gerçekten" dedim. Şimdiki çocuklar harika. Daha ne şoklar yaşayacağım acaba? Ve sevindiğim bir ayrıntı demek diş fırçalama alışkanlığımızı kazanmış durumdayız :)

24 Kasım 2010 Çarşamba

Almina'nın Bayramı


Bayramın birinci günü anneannemizdeydik. Almina'nın oturduğu minik sandalye yeğenimin çocukluğuna ait. Ama artık Almina'nın oldu :)


 

Bayramın ikinci günü çekirdek aile olarak gezdik. Almina Oyun Parklarının müdavimi olmaya başladı artık.


 Bayramın üçüncü günü İstanbul'a gittik. Almina otobüste ve İnkılap Kitabevi'nin Çocuk Kitapları bölümünde.



Almina'nın favori kedileri :)


Geçtiğimiz haftalarda sevgili Defne Kızın Anası, güzel kızı Defne'ye köpükten baloncuk yapmıştı. Görünce benim de çok hoşuma gitmişti. Bayramın dördüncü günü hava gayet güzel olunca dışarıya çıktık ve baloncuklarımız yaptık. Almina bayıldı. Çok güzel vakit geçirdi. Fikir için tekrar teşekkür ederim sevgili Defne Kızın Anası :)




İzmitliler iyi bilir Dayıcım Burger'ın hamburgerleri meşhurdur. Mekanın yenilendiğini duyunca gitmeye karar verdik. İyi ki de gitmişiz. Çok güzel bir ambiansı olmuş. Hamburgerler gayet leziz, fiyatlar makul. Gitmeyi düşünürseniz Fevziye Camii karşısında.


 Bayramın son günü sanırım kendimiz yemeğe verdik. Dayıcım'dan sonra yeni açılan Neyir Cafe'ye gittik ve waffle'ını denedik. Resimde gördündüğü gibi tadı da damak çatlatıyor. (Mehmet Yaşin'leştim iyice :) )

Almina'nın olmazsa olmazı NCity AVM'deki tren.

 

 Bayram bitti ama bizim için bitmedi cumartesi günü Dilek Ablam yemeğe davet etti. Almina kokoş mu olacak nedir? Ablamın incileriyle gayet mutlu görünüyor.
Bir bayram daha geldi geçti. Nice nice bayramlara erişmek dileği ile...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...