6 Ekim 2010 Çarşamba

Anne - Baba Beypazarı - Göynük - Mudurnu Turunda




 İlk defa Almina'dan ayrı bir yere gittik eşimle. İlk kez ayrı bir gece geçirdik. Havaların dengesiz olması sebebiyle götürmeme kararı aldık Almina'yı zaten hafif bir öksürüğü vardı. Anneanne ve Filiz Teyzemize (Filiz Ablam Almina ile uyuyacağı için son derece mutlu oldu) emanet ettik ve Jolly Tur ile cumartesi sabahı 9.30'da yolda çıktık. Önce Abant Gölü'ne geldik. Daha önce yine Jolly Tur'un Batı Karadeniz Turu'nda gitmiştik. O zaman aylardan kasımdı ancak hava daha sıcaktı. Bu sefer ekim ayı olmasına rağmen daha çok üşüdük. Göl üstünde kahvelerimizi yudumladık ve manzaranın tadını çıkardık. Elbette Kurabiyem hep aklımdaydı. "Şimdi uyuyordur" dedim. Göldeki ördekleri Almina'nın yerine sevdim. Almina ördekleri görse hemen eliyle çağırır gelmezlerse de "ıııhh" derdi. Bende kuzumun yerine onları çağırdım.

Abant'tan hareket ettik ve Öğle yemeğimizi yemek için Mudurna'ya geldik. Mudurnu'nun tavuğu meşhur bilindiği üzere. Yemeğimizi Yarışkaşı Konağı'nda yedik. Ben maalesef her seferinde yemekleri yedikten sonra fotoğraflarını çekmediğimi farkettim. O yüzden hiç yemek fotoğrafım yok. Neyse bir dahaki sefere.
 Mudurnu'da Yıldırım Bayazıt Camii ve Hamamını gezdik. Rumlardan etkilenerek yapılan Armutçular Konağı’nı özel mülk olması nedeniyle dışardan gördük. Daha sonra bakırcıları gezdik. Bir bakırcıdan çok hoş bir şerbetlik ve  yörenin kadınlarının başörtüsü olarak kullandıkları örtülerden aldım.





 Mudurnu'dan ayrılarak yola devam ettik. Sünnet Gölüne geldik. Çok güzeldi. Yukarıdaki Fotoğraflar oraya ait. Kocaman bir tavuk heykeli mevcut ben ona "gel bili bili" yaparken görülüyorum. Tavşanlar, ördekler, kazlar, tavuklar... Tam Almina'nın yeriydi. Kuzumu da götürmeliyiz. Bütün hayvanlara gel gel yapardı Kurabiyem.


 Sünnet Gölü'nden ayrılarak Göynük'e geldik. Burada Akşemsettin'in Türbesi ve Zafer Kulesi'ni gördük.
 Otelde Şömine keyfi iyi oldu, hava baya soğumuştu.

 Sabah erkenden kahvaltımız edip, Çubuk Gölü'ne geldik. Sabah yürüyüşü yaptık temiz havada.

 Çubuk Gölü'nden hareket ettik ve Beypazarı'na doğru yola çıktık. Yolumuzun üzerinde bulunan Nallıhan Kuş Cenneti'ni gördük. Adını bilmiyorum ama benim verdiğim isimle "Renkli Dağ" muhteşemdi.
 Beypazarı'na vardığımızda ilk olarak eski çağlarda yerleşim gören İnözü Vadisi'ne gittik.

 Hıdırlık Tepesi'ne çıktık. Daha sonra öğle yemeği için Bağevi'ne gittik  ve gezimizi en güzel anı başladı. Yemekler zaten muhteşem ancak Bağevi'nin sahibi Mustafa Bey'in yöreyi ve yöreye ait hikayeler anlatmasına doyulmuyor. Güler yüzüyle muhteşem anlatımını dinlerken bir baktım yemeklerimizi silip süpürmüşüz. Mustafa Bey'in babası Mehmet Emin dede ile yaptıkları performans muhteşemdi. Kısacası ben yazamıyorum mutlaka gidip görülmesi lazım. Ancak çift olarak giderseniz sizi güzel bir sürpriz bekliyor. Grupta iki çift vardı ve Mustafa Bey bizi bir güzel oynattı. Başta "yapamam" dedim ama anlattığı hikaye sizi öyle neşelendiriyor ki "dur bakalım yaparım" derken buldum kendimi. İşin özü eskiden ağanın karısının çok bileziği olurmuş ve onları diğer hanımlara gösterebilmek için can atarmış. Biz hanımlar Mustafa Bey'in gösterdiği biçimde bileziklerimizi (Mustafa Bey bilezik takdim ediyor şıngır şıngır) göstere göstere oynadık. Ne yazık ki bu anların fotoğrafları kötü. Ama dediğim gibi Bağevi için bile gidilir Beypazarı'na. Anlatmakla bitmez.
 Bağevi'nden sonra Beypazarı sokaklarını gezerek Yaşayan Müze'ye geldik. Ben kurşun döktürdüm. Çarşafın altındaki benim. Müzede benim gibi kurşun döktürebilir, dilerseniz hoca eşliğinde kendi ebrunuzu yapabilirsiniz. Çocuklar için Karagöz - Hacivat gösterisi ve meddah da var. Eski bir konak olan Yaşayan Müze'de her oda Beypazarı yaşantısını göstermekte.
 Burada oldukca duygulandım artık Almina'yı çok özlemiştim bir de bu beşiği görünce gözyaşlarımı tutmadım.
 Beypazarı'nda çok şey var; yöresel otlar, havuç suyu - yörenin havucu meşhur-, Beypazarı kurusu, gümüşcüleri... Her dükkana bakmaya kalksanız saatler yetmez. Biz bir gümüşçüye girdik ve eşim bana çok güzel ikili bir yüzük ve cam üzerine ebru desenli bir kolye hediye etti. Havuç suyu içtik, Beypazarı kurusu ve çeşitli otlar aldık. Yöre halkı çok samimi. Çok güzel iki gün geçirdik. Tek eksiğimiz kızımızdı. Akşam eve geldiğimizde bizi görüp sarılmasını anlatamam.
Eğer bu yöreyi görmediyseniz en kısa zamanda planlarınıza dahil edin.

Not: Çok fazla fotoğraf var bunlar çok zor seçebildiklerim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...