30 Nisan 2010 Cuma

Tebrikler...

Günlerce süren merak sonunda güzel bir haberle noktalandı. Yeğenim YGS'den istediği puanı aldı, çok mutlu olduk ve derin bir oh çektik. Bundan sonrası daha kolay bence, ilkler hep zordur. Ona güvenimiz tam ve çok seviyoruz. Başarılarının devamını dilerim canım Nur'um...

29 Nisan 2010 Perşembe

ALMİNA



Bugün Almina'nın ismine karar vermemizin 1. yıl dönümü. Geçen sene 18 Nisan'da kızımız olacağını öğrenince, hemen isim bulma aşamasına geçtik. Ben biraz tez canlı bir tip olduğum için "hemen bulalım belli olsun" modundaydım. Benim favorilerim Mina ve Şevval idi. Tolga "Şevval zor söylenir" diye itiraz etti. Sonra da "Almina"yı önerdi. Çok hoşuma gitti, hemen benimsedim. Böylece Kurabiyemin ismini belirlemiş olduk. Adınla yaşa kuzum...Seni çok seviyoruz...

26 Nisan 2010 Pazartesi

23 Nisan Kutlaması ve İlk BEÖ Aktivitesi




Almina'nın öğle uykusu biraz uzayınca 23 Nisan çocuklarının gösterisini kaçırdık, bizde elimizde bayrağımızla dolaştık, Almina 40 yıldır bayrak sallıyormuş sanki, çok sevdi ve hatta yemeğe kalktı. Böylece biraz küçük de olsa ilk Büyüyorum, Eğleniyorum, Öğreniyorum aktivitemiz gerçekleşti.

Daha sonra havanın güzel olmasında faydalanarak deniz havası almak için
Seka Parka gittik. Almina'ya çok iyi geldi, çok eğlendik. Bol bol güneşlendik. 23 Nisan Çocuk Bayramı değil mi? Maksat çocukların eğlenmesi mi? Bizde bunu uyguladık. Almina mutlu, temiz hava almış bir halde eve geldi, banyosunu yaptı ve melekler gibi uyudu.













23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan Kutlu Olsun

TARÇINLI KURABİYEMİN İLK ÇOCUK BAYRAMI UYKUDAN SONRA KUTLAMAYA GİDECEĞİZ...

21 Nisan 2010 Çarşamba

Doğumgünü Etkinlikleri ve Tarçınlı Kurabiyem 7. Ayını Doldurdu



Bir doğumgünüm daha geldi geçti... Kutlayan herkese çok teşekkür ederim. Önce annemlerle cuma akşamı bizim evde güzel bir yemek yedik, pastamızı üfledik kurabiyemle, hediyelerimi açtım. Pazar günü ise çekirdek ailecek yemek yemeğe gittik. Öncesinde Almina'da bana ilk resmi hediyesini takdim etti. Çok güzel bir kolye almış(lar). Ancak yarım saat takabildim çünkü çok beğenmiş olcak ki çekti ve kopardı kuzum. Bakalım tamir etmeye çalışacağım. Havanın dengesizliğinden yemeğimizi yedik ve çok fazla dışarıda oyalanmadan eve döndük.

Herşey çok güzeldi, bir yıl daha geçti ömrümden. Geçirdiğim en güzel yıldı. Geçen yıl doğumgünümde kızımız olacağını öğrenmiştik. Bu geçen bir senede benim gerçekten çok tatlı bir kızım oldu, büyüdü bile... Birlikte çok güzel yıllar geçirmek dileği ile.

17 Nisan 2010 Cumartesi

Bir Yanardağımız Eksikti...



Türkiye'de aktif yanardağ yok - şükür ki yok, faylar yeterince felaket getiriyor zira- ama Türkiye'de olmaması bizi etkilemeyeceği anlamına gelmiyor. İzlanda'da 15 Nisan'da patlayan yanardağ önce uçuşları etkiledi, şimdide sağlığı. Uzak bir ülke olmasına rağmen yanardağın küllerinin salı günü Türkiye'ye gelmesi bekleniyor. Başta astım gibi solunum yolu hastaları, ardından yaşlılar, çocuklar ve bebekler etkilecek. Uzmanlar gerekmedikçe dışarı çıkılmamasını önermekte. Deprem, sel, kene, domuz gribinin ardından yanardağ krizide yaşadık. Ne diyelim Allah daha beterinden korusun. Lütfen sizde önlemleriniz alın.

15 Nisan 2010 Perşembe

Montessori Eğitimi


Her geçen gün anne-babalar özellikle annelerin bilinçlendiklerini gözlemliyorum. Artık anne olmak iç güdüsel bir şey değil. Ciddi bir görev, sorumluluk getiren bir meslek. Bir nevi akademisyenlik. Şu an elimde alınacak ve okunacak bir sürü kaynak ismi var ve hangisinden başlayacağım bilmiyorum. İşin ilginci liste her geçen gün kabarıyor. Yüksek lisans tezimi yazarken ki kaynak sayım kadar nerdeyse. Bir nevi master yapacağım anlaşılan. Gözüm korktu mu? Hayır. Kurabiyemin gelişimi için her şeye değer. Sürekli araştırıyorum, notlar alıyorum, kitaplar sipariş ediyorum, Henüz ciddi bir okuma dönemine girebilmiş değilim. Taşınma, işe başlama biraz beni duraklattı. İstediğim kitaplarım elime ulaşınca bu konu üzerinde daha fazla şey paylaşmak niyetindeyim. Ama onun öncesinde bir giriş olsun istedim. Araştırmalarım sırasında Montessori ile tanıştım. İlk olarak Archi*SUGAR'da rastladım, daha sonra da Montessori Eğitimi blogunda. Son dönemlerde pek çok annenin blogunun konusu Montessori.

Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi ya da Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır , . 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir.1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Hollanda'da Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür. Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemlemeyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır. (Kaynak: Wikipedia)
Montessori eğitim, okul öncesi eğitiminde günümüzde pek çok ülkede kulllanılan bir metod. Kabaca yetişkin odaklı değil, çocuk odaklı bir sistem. Çocukların özünde gelişmek var ve yetişkin ona yardımcı olmalı. Çocuklar sonuç değil sürece katılmalılar. Biz bir şeyler yapıp sonucu göstermek yerine, çocukları o sürece katarak gelişimlerine destek olmak temel unsur. Örneğin evdeki işlere katılımlarının sağlanması en temel prensip. Yeğenimden biliyorum 2-3 yaşlarında bulaşık yıkamak en büyük zevkiydi. Bulaşık makinasına hiç bir şey koydurtmaz saatlerce taburenin üstünde bulaşıkları köpürtürdü. Montessori eğitiminde çocukların su ile oynaması tavsiye ediliyor. Eğitimde kullanılan Montessori Materyalleri var ancak, uzmanlar bunlara çok da gerek olmadığında da bahsetmişler. Evde kullanılanlarıda var, kullanılamayanlarıda. İstedikten sonra evdeki materyaller ile de pek çok aktivite gerçekleştirmek mümkün. Dünyada bu eğitim sistemini benimsemiş pek çok okul öncesi eğitim kurumu var. Türkiye'de de yavaş yavaş bu sistemi uygulayan okullar başlamış ve devam edeceğe benziyor. Sanırım Kocaeli'de bu tarz bir okulöncesi eğitim kurumu bulmam mümkün değil, en azından şimdilik. Belki Almina biraz daha büyüyünce kreş zamanı olabilir. Bu tür güzelliklerin hızla yayılmasını diliyorum. Dediğim gibi biraz kabaca bahsettmek istedim. Kitaplarım gelince, okudukca daha sistemli ve detaylı bilgi vermek istiyorum.


Montessori Materyalleri:Pratik Yaşam Materyalleri: Küçük bir çocuk için, bulaşık yıkamak, sebze soymak,ayakkabı parlatmak gibi bir yetişkine doğal, hatta monoton gelen işlerin özel bir yanı vardır. Bu davranışlar, yetişkinleri taklit edebilme olanağını onlara verdiği için çocuklar için heyecan vericidir. Taklit ise erken çocukluk yaşlarında, en güçlü dürtülerden biridir. Bu alandaki materyaller, çocukların koordinasyonlarını güçlendirecek aktivitelerle birleştirilmiştir.
Duyu Materyalleri: Çocuğa dünyayı tanıyabilmesi için duyularını kullanmayı öğretir. Bu materyallerle çocuk, farklı yükseklikleri, genişlikleri, derinlikleri, ağırlıkları, renkleri, sesleri, kokuları, tatları, şekilleri ayırt edecektir. Bu materyaller çocuklara sınıflandırmayı ve eski bilgileri ile yeni öğrendikleri arasında ilişki kurmayı öğretir.
Matematik Materyalleri: Çocuklara erken yaşlarda matematik malzemeleri ile çalışma olanağı sağlandığında, onların matematik gerçekleri kavradıkları ve birçok yeteneği kolayca ve zevkle kazanabildikleri görülmüştür. Halbuki matematik, çocuklara ileriki yaşlarda soyut bir formda verildiğinde aynı yetenekleri kazanabilmeleri için uzun bir zaman ve çok fazla çaba gerekmektedir. Dr. Montessori sayı sayma işlemiyle ilgilenen çocukları incelediğinde, dokunmayı veya saydıkları materyalleri bir yerden bir yere taşımayı istediklerini gözlemlemiş ve bundan hareketle somut matematik materyalleri hazırlamıştır. Bir Montessori sınıfındaki çocuklar, toplama, çıkarma kurallarını veya çarpım tablosunu ezberlemezler, bunları ezberleme zamanı geldiğinde ise artık her işlemin ne anlama geldiğini çok iyi bilir durumda olurlar.
Dil Materyalleri: Montessori sınıfında dil materyalleri, öğrencilere bireysel olarak sunulur. Bu, öğretmene çocuğun ilgi alanlarını keşfetme olanağı da sağlar. Bir Montessori sınıfında çocuklar, alfabedeki harflerin isimlerini öğrenmeden önce seslerini öğrenirler. Çünkü bunlar ileride okuyacakları kelimeleri oluşturan seslerdir.
Coğrafya Materyalleri: Tahta puzzle haritalar, sınıfta en fazla rağbet gören materyallerdir. Başlangıçta çocuklar bu haritaları sadece puzzle gibi kullanırlar. Daha sonra kıtaların, okyanusların ve ülkelerin yerlerini öğrenirler. Bu ülkelerin önemli özellikleri hakkında bilgi sahibi olurlar. Çocuklar aynı zamanda ada, göl, körfez, koy gibi çeşitli kara ve su formlarını da görerek, dokunarak öğrenirler.
Tarih Materyalleri: Montessori, çocuklara ‘zaman şeritleri’ ile çalışarak tarihin de somut bir sunuşunu yapar.
Kültür Materyalleri: Çocuklar diğer ülkeleri, onların geleneklerini, yiyeceklerini, müziklerini, iklimlerini, dillerini ve orada yaşayan hayvanları öğrenerek, üzerinde yaşadıkları dünyanın farkına varırlar. Böylece dünya üzerinde yaşayan insanları anlamaları, hoş görmeleri ve sevmeleri daha kolaylaşır.
Sanat Materyalleri: Okul öncesi ortamda sanat, çocuğa kendi başına bir şeyler yaratıyor olmanın büyük keyfini verir. Çocuklar, çok çeşitli araçlar kullanarak hayal dünyalarını keşfetme ve ifade etme özgürlüğüne sahiptirler. Anasınıfında sanatsal faaliyetler diğer bütün alanlarla iç içedir. Yaratıcı müzik, hareket ve dramatizasyon programı her akademik programın içindedir. Okul öncesi çocuklarda, müzik çalışmalarının ögesi ritimdir. Ritme doğal tepki ise fizikseldir. Bu nedenle çocuğun enstrümanı vücududur.
(Kaynak: Erol Altaca Eğitim Kurumları Web Sayfası)

9 Nisan 2010 Cuma

Başarılar...


Yeğenim Ecenur ve milyonlarca gencin aylardır çalışmalarında ilk hasadı toplama zamanı geldi. Bu pazar günü YGS var. Sınava girecek tüm adaylara başta bir tanecik yeğenim Ecenur olmak üzere başarılar diliyorum. Stres yapmayın demek biraz garip isteselerde, istemeselerde stres olacak. Kolay değil aylarca çalış didin, bir iki saatte ne olduğunu ispatlamaya çalış. Maalesef bu sınavlar sistemi bizi sarmalamış durumda ve kurtulmak da mümkün görünmüyor. Baştan aşağı köklü bir değişim yapmak gerek ama nasıl? Bir seneyi bir kaç saat ile rezil de etmek vezirde etmek mümkün. Sonra uzmanlar stres yapmayın, onu yiyin, bunu için diye ahkam kesiyorlar. Şimdi gene kim bilir neler yaşayacak o gençler. Çoğu annesi babası masraf yapıyor diye bir yerlere girme derdinde. Onlar mutlu olsun kızım/oğlum üniversitede okuyor desin diye. Çok zor bir durum gerçekten...

Unutmayın sizler üniversiteye kazansanızda kazanmasanızda değerlisiniz. Elbette başarılı olmak çok güzel. Ama sizlerin mutluluğu, sağlığı, sizi sevenler için daha önemli. Stres yapmayın diyemiyorum, bari az stres yapın, pozitif olun. Ne olursa olsun dünyanın sonu değil. Tekrar tüm öğrencilere başarılar...

5 Nisan 2010 Pazartesi

Hüzün...


Bir ay, on gün, bir hafta, bir gün derken işe başlama zamanım geldi... Bitanecik kuzumu, tarçınlı kurabiyemi biricik anneme emanet ettim... Düştüm yollara... Ben çıkarken uyuyordu iyi ki de uyuyordu uyanık olsa daha dayanamazdım sanırım... Yaklaşık 4 saat oldu onu görmeyeli burnumda tütüyor şimdiden, gün geçmek bilmiyor, çok özledim... Allah başka dert, keder vermesin elbette ama bu gün zor geçiyor, zor geçecek... Onun kokusu, sıcaklığı, gülüşü hiç kimsede yok... Seni seviyorum bitanem, kuzum, canım, herşeyim... Daha fazla yazamayacağım, yazdıkça gözyaşlarımı tutamıyorum... Sevgiler...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...