25 Ekim 2010 Pazartesi

İlk Ödülüm :)

Şeker mi şeker, twitter'ı neşelendiren sevgili Kitap Delisi Gizem sağolsun beni de layık görmüş ve "One Lovely Blog Avard" ödülünü benimle paylaşmış. Üç adet kuralı var bu ödülün bende onları belirteyim ve kimleri seçsem diye düşüneyim:

Kural 1- Ödülü kabul etmek ve ödülü veren kişiyle bloğunuzda bağlantı kurmak.



Kural 2- Ödülü 15 blogcu arkadaş ile paylaşmak, genele bırakmamak.



Kural 3- Seçilen 15 blogcu arkadaş ile iletişim kurmak ve seçilmiş olduklarını bildirmek.
 
 
Evet çok zormuş karar vermek umarım kimseyi kırmadan ödülü gönderebilirim.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
15 kişi bulmak zor oluyormuş ne yapalım 10 olsun sevgiler...

24 Ekim 2010 Pazar

Ne Kadar Çok Mandalina...



Bugün hava çok güzeldi. Annem ve babam beni parka götürdüler. Parka gitmeden önce bir pisiye kaşar verdik. Bir güzel yedi. Ben kediye dokunmak istedim ama annem "Henüz erken" dedi. Neden acaba anlamadım. Kedi çok mutlu oldu. "Miyav" dedi çok güldüm. Parkta yeni arkadaşlar tanıdım. Salıncakta sallandım. Çok güzel vakit geçirdik. Sonra markete gittik. Markete yaklaştığımız sırada gözlerime inanamadım. O kadar çok mandalina vardı ki. Ben mandalinayı çok ama çok seviyorum. Her gün mutlaka yiyorum. Ama hiç bu kadar çok mandalina görmemiştim. Çok sevindim. Ellerimi çırptım. Babam "Alalım mı birtanem?" dedi. "Aaaağh" dedim. Babam bana bir tane verdi. Top gibi mandalina rengi de çok güzel. Tadını da çok seviyorum. Annem ekşi olanları bile yememe şaşırıyor. Ekşi ne demek bilmiyorum ama. Babam bana bir sürü mandalina aldı. Bir taneyi hemencik markette yiyiverdim. Marketten sonra tekrar parka gittik. Bugün çok güzel geçti. Kedicik neredeydi acaba onu dönüşte görmedim. Ama yarın pencereden görebilirim. Bu sefer anneannem ile kaşar veririz. Acaba bir tane daha mandalina yese miydim?

20 Ekim 2010 Çarşamba

Kurutma Makinesi


Uzun zamandır Kurutma Makinemi methetmek istiyorum bir türlü fırsat olmadı :) Son zamanlarda arkadaşlarımın sık sorduğu bir soru "Kurutma makinesinden memnun musun?". Cevabım "Kesinlikle evet." Almina doğduğunda kombili bir evde oturuyorduk. Havalar birden serinleyip, yağmurlu günler başlayınca çamaşır kurutmak eziyet oldu. Almina kusan bir bebek olduğu için her gün yıkanan çamaşırları kurutamaz olduk. Geçen sene tam da bu zamanlar eşime "Artık dayanamıyorum bir kurutma makinesi alalım" dedim. Şansımıza Arçelik kampanya yapmıştı. 499 TL'ye aldık makinamızı. Ben içimden "Zaten taşınacağız da bir süre sonra hiç kullanılmaz boşuna mı aldık" diye düşünürek kullanmaya başladım. Netice olarak merkezi sistem bir eve taşındık. Evimiz çok da sıcak oluyor ancak içerde çamaşır kurutmak hiç sağlıklı değil. Ara kat olduğumuz için de pek balkona da asmak istemiyorum. Benim az kullanırım diye düşündüğüm makinem o kadar işime yarıyor ki. Bir kere tüm deterjan kalıntısı gidiyor. Çamaşır makinemin üzerinde olduğu için pratik bir şekilde hemen içine atıyorum ıslak çamaşırları. Çalışan kadınlar için asma toplama derdi yok. En güzeli balkona astığınız çamaşır ani bir sağnakta ıslanıp tekrardan yıkanmıyor. Başlangıçta sadece Almina'nın giysileri kururken artık çoğu şeyi kurutuyorum. Özellikle küçük parça olan iç çamaşırları ve çorapları tek tek asmamak büyük bir lüks. Hamarat hatunlara püsür iş gibi gelebilir ama büyük kolaylık. Özellikle tozlara alerjisi olanlara tavsiye ediliyor. Bana en sık sorulan soru "Buruşturuyor mu?" Pek çok programı var; narin, pamuklu, sentetik gibi kumaşa göre ve 10 dakikadan başlayan zamanlı programları var. Çarşaf gibi çok büyük parçalar eğer tam kurusun diye ekstra kuru programında çalıştırıyorsanız evet buruşuyor. Ama dediğim gibi pek çok programı mevcut. Netice olarak "Hayır bir firmadan reklam yapmak için bir ödeme falan almadım" :) Niyetim; sadece dediğim gibi çok soru alıyorum ve hayatıma kattığı kolaylığı tüm çalışan, yorulan kadınlarla paylaşmaktır. Düşünüyorsanız tarafımdan tavsiye olunur. Kolay gelsin :)

Not: Elektrik faturasında herhangi bir kabarma olmadı. Gayet çevre dostu...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Tarçınlı Kurabiyem 13. Ayını Doldurdu



Tatlı Kurabiyem bugün tam 13. aylık oldu. Nice aylara yıllara kuzum. Burada mandalina keyfi yaparken görüyorsunuz. :) Her yer mandalina olmuş durumda. Çok seviyoruz mandalina, benim yiyemediğim ekşilerini bile yiyebiliyor. Gerçi ben az ekşi bile olsa hayatta yiyemem. Bu arada 7 ve 8. dişlerimizde çıkıyor.

17 Ekim 2010 Pazar

Güneşli Bir Güz Günü



Sonbaharda güneşli günleri çok severim. Bugün de öyle bir gündü. Kahvaltıdan sonra baba-kız güneşten faydalanmak için aşağıya indi. Bana ise kahvaltı masasını toplamak ve yukarıdan fotoğraf çekmek düştü :)

Böyle güneşli güzel günleri kaçırmamak lazım. Umarım önümüzdeki hafta sonu da güneşli bir pazar olur.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yeni Bir Ulaşım Aracı :)



Filiz Ablam ben küçükken, beni çamaşır sepetine koyar, sepetle dolaştırırdı. Ben de bundan büyük keyif alırdım. Geçenlerde eline geçen sepet ile Almina için de bir tur düzenledi. Bu fotoğraf da keyifsiz gibi görünse de Almina'nın da çok hoşuna gitti. O keyifli anları yakalayamadım maalesef. Ama trafik için gayet hoş bir çözüm :) çevreci, ekonomik. Sizi itecek birini buldunuz mu yakıt diye bir probleminiz yok. Ablam bir an evvel patent almalı bence. Şu an Antalya'da kulakları çınlıyordur sanırım. Almoş'unu çok özlemiş, bizde onu özledik...

15 Ekim 2010 Cuma

Sürpriz :)


Üniversitede okurken en büyük zevkim, habersiz eve gelmekti. Şaşırtmayı çok severdim. Şimdi şaşırma sırası bana geldi anlaşılan. Bu akşam eve geldiğim de yeğenim açtı kapıyı. Ben onları Ankara'da sanırken karşımda gördüm. Çok sevindim. Almina'da ablasını çok özlemişti. İki günde olsa bir arada olmak çok güzel. Herkesin keyfi yerinde. Yoğun, kasvetli geçen bir hafta için güzel bir final oldu. İyi ki geldiniz :)

12 Ekim 2010 Salı

Almina Tatlısı :)



Ben çocukken, okuldan geldiğim zaman annem "Sana bir sürprizim var" derdi ve hemen koşup buzdolabına bakardım. Annem benim "Kış Dondurması" dediğim İrmik tatlısından yapmış olurdu ve üzerine de tarçından "DENİZ" yazardı. Yıllarca bu böyle devam etti ta ki yeğenim doğana kadar. Artık annem tatlılara "ECENUR - DENİZ" yazıyordu. Hatta ablamlar "Bizim hiç bir zaman adımız yazılmadı" diye serzenişte bulunurlardı. Bu akşam eve gelip dolabı açtığımda tatlıda isim sırasının "ALMİNA" ya geçtiğini görünce artık kocaman kadın olduğumun daha da bir farkına vardım sanırım. Annem artık tatlıların üzerine tarçınla benim tarçınlı kurabiyemin adını yazmaya başladı. Duygulandım, çocukluğuma döndüm. :) Eline sağlık anneciğim...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Almina Trende






Almina'nın son keyfi Ncity AVM'deki tren. Ramazan ayında bir iftar sonrası keşfettiğimiz trene sık sık biner olduk. Özellikle yeğenim Ecenur ile büyük bir keyif alan Almina, gerçek bir yolculuğa çıkar gibi uzun uzun el sallıyor bize. Tren durduktan sonra ben de onu istasyonda karşılayan biri gibi "Hoşgeldin" diyerek trenden alıyorum, Almina'nın çok hoşuna gidiyor. Önümüz kış olduğu için yapılacak en güzel aktivite.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Anne - Baba Beypazarı - Göynük - Mudurnu Turunda




 İlk defa Almina'dan ayrı bir yere gittik eşimle. İlk kez ayrı bir gece geçirdik. Havaların dengesiz olması sebebiyle götürmeme kararı aldık Almina'yı zaten hafif bir öksürüğü vardı. Anneanne ve Filiz Teyzemize (Filiz Ablam Almina ile uyuyacağı için son derece mutlu oldu) emanet ettik ve Jolly Tur ile cumartesi sabahı 9.30'da yolda çıktık. Önce Abant Gölü'ne geldik. Daha önce yine Jolly Tur'un Batı Karadeniz Turu'nda gitmiştik. O zaman aylardan kasımdı ancak hava daha sıcaktı. Bu sefer ekim ayı olmasına rağmen daha çok üşüdük. Göl üstünde kahvelerimizi yudumladık ve manzaranın tadını çıkardık. Elbette Kurabiyem hep aklımdaydı. "Şimdi uyuyordur" dedim. Göldeki ördekleri Almina'nın yerine sevdim. Almina ördekleri görse hemen eliyle çağırır gelmezlerse de "ıııhh" derdi. Bende kuzumun yerine onları çağırdım.

Abant'tan hareket ettik ve Öğle yemeğimizi yemek için Mudurna'ya geldik. Mudurnu'nun tavuğu meşhur bilindiği üzere. Yemeğimizi Yarışkaşı Konağı'nda yedik. Ben maalesef her seferinde yemekleri yedikten sonra fotoğraflarını çekmediğimi farkettim. O yüzden hiç yemek fotoğrafım yok. Neyse bir dahaki sefere.
 Mudurnu'da Yıldırım Bayazıt Camii ve Hamamını gezdik. Rumlardan etkilenerek yapılan Armutçular Konağı’nı özel mülk olması nedeniyle dışardan gördük. Daha sonra bakırcıları gezdik. Bir bakırcıdan çok hoş bir şerbetlik ve  yörenin kadınlarının başörtüsü olarak kullandıkları örtülerden aldım.





 Mudurnu'dan ayrılarak yola devam ettik. Sünnet Gölüne geldik. Çok güzeldi. Yukarıdaki Fotoğraflar oraya ait. Kocaman bir tavuk heykeli mevcut ben ona "gel bili bili" yaparken görülüyorum. Tavşanlar, ördekler, kazlar, tavuklar... Tam Almina'nın yeriydi. Kuzumu da götürmeliyiz. Bütün hayvanlara gel gel yapardı Kurabiyem.


 Sünnet Gölü'nden ayrılarak Göynük'e geldik. Burada Akşemsettin'in Türbesi ve Zafer Kulesi'ni gördük.
 Otelde Şömine keyfi iyi oldu, hava baya soğumuştu.

 Sabah erkenden kahvaltımız edip, Çubuk Gölü'ne geldik. Sabah yürüyüşü yaptık temiz havada.

 Çubuk Gölü'nden hareket ettik ve Beypazarı'na doğru yola çıktık. Yolumuzun üzerinde bulunan Nallıhan Kuş Cenneti'ni gördük. Adını bilmiyorum ama benim verdiğim isimle "Renkli Dağ" muhteşemdi.
 Beypazarı'na vardığımızda ilk olarak eski çağlarda yerleşim gören İnözü Vadisi'ne gittik.

 Hıdırlık Tepesi'ne çıktık. Daha sonra öğle yemeği için Bağevi'ne gittik  ve gezimizi en güzel anı başladı. Yemekler zaten muhteşem ancak Bağevi'nin sahibi Mustafa Bey'in yöreyi ve yöreye ait hikayeler anlatmasına doyulmuyor. Güler yüzüyle muhteşem anlatımını dinlerken bir baktım yemeklerimizi silip süpürmüşüz. Mustafa Bey'in babası Mehmet Emin dede ile yaptıkları performans muhteşemdi. Kısacası ben yazamıyorum mutlaka gidip görülmesi lazım. Ancak çift olarak giderseniz sizi güzel bir sürpriz bekliyor. Grupta iki çift vardı ve Mustafa Bey bizi bir güzel oynattı. Başta "yapamam" dedim ama anlattığı hikaye sizi öyle neşelendiriyor ki "dur bakalım yaparım" derken buldum kendimi. İşin özü eskiden ağanın karısının çok bileziği olurmuş ve onları diğer hanımlara gösterebilmek için can atarmış. Biz hanımlar Mustafa Bey'in gösterdiği biçimde bileziklerimizi (Mustafa Bey bilezik takdim ediyor şıngır şıngır) göstere göstere oynadık. Ne yazık ki bu anların fotoğrafları kötü. Ama dediğim gibi Bağevi için bile gidilir Beypazarı'na. Anlatmakla bitmez.
 Bağevi'nden sonra Beypazarı sokaklarını gezerek Yaşayan Müze'ye geldik. Ben kurşun döktürdüm. Çarşafın altındaki benim. Müzede benim gibi kurşun döktürebilir, dilerseniz hoca eşliğinde kendi ebrunuzu yapabilirsiniz. Çocuklar için Karagöz - Hacivat gösterisi ve meddah da var. Eski bir konak olan Yaşayan Müze'de her oda Beypazarı yaşantısını göstermekte.
 Burada oldukca duygulandım artık Almina'yı çok özlemiştim bir de bu beşiği görünce gözyaşlarımı tutmadım.
 Beypazarı'nda çok şey var; yöresel otlar, havuç suyu - yörenin havucu meşhur-, Beypazarı kurusu, gümüşcüleri... Her dükkana bakmaya kalksanız saatler yetmez. Biz bir gümüşçüye girdik ve eşim bana çok güzel ikili bir yüzük ve cam üzerine ebru desenli bir kolye hediye etti. Havuç suyu içtik, Beypazarı kurusu ve çeşitli otlar aldık. Yöre halkı çok samimi. Çok güzel iki gün geçirdik. Tek eksiğimiz kızımızdı. Akşam eve geldiğimizde bizi görüp sarılmasını anlatamam.
Eğer bu yöreyi görmediyseniz en kısa zamanda planlarınıza dahil edin.

Not: Çok fazla fotoğraf var bunlar çok zor seçebildiklerim.




5 Ekim 2010 Salı

1-7 Ekim Emzirme Haftası



Her yıl ekim ayının ilk haftası "Emzirme Haftası" olarak kabul edilmiştir. Amaç bu eşsiz besin ile bebeklerin beslenmesinin teşvik edilmesi ve emzirmenin öneminin vurgulanması. Anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayan mucizevi bir besindir. Su bile içirmenize gerek yoktur. İlk 6 ay yalnızca anne sütü vermek bebeğiniz için yeterlidir. Bebeğin beslemenin dışında, onu yetişkinlik döneminde de diabet ve kalp hastalıkları gibi önemli hastalıklardan korur. Emzirme haftanız kutlu olsun. Sevgiler...

Ecenur Aba'm Ankara'da



Sonunda oldu işte o gün geldi ve Ecenur Aba'm Ankara'ya gitti üniversite okumak için. Anlamıyorum üniversite ne, Ankara neresi, neden gitti. Çok güzeldi herşey... Oyun oynuyorduk ne güzel... Birlikte geziyorduk... Bir an önce bitse de gelse... Neyse ki cuma günü gelecekmiş, iki gün kalıp geri dönecekmiş ama olsun gelcek ya. Ben de annem de seni çok seviyoruz Aba'cığım ve çok da özleyeceğiz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...