30 Mart 2011 Çarşamba

Baharı Karşılama











Cumartesi günü havanın güneş açmasını fırsat bildik ve kendimizi Sekapark'a attık. Rüzgar vardı ama yine de çok güzeldi hava. Güneşi, denizi özlemişiz. Almina koştu, eğlendi. Bu kadar temiz hava haliyle açıktırdı bir de güzel yemek yendi.

Sonuç güzel bir gün :)

28 Mart 2011 Pazartesi

Hobi Atölyesi







Dün Kocaeli Kadın Blog yazarları olarak çok güzel bir etkinlik gerçekleştirdik. Daha önce gerçekleşen buluşmamızda bir hobi atölyesi yapma fikri doğmuştu. Bir planlama döneminden sonra dün çoluk çocuk hep birlikte Kardelen Kadın Kooperatifi'nde keçe yastık yapmak için buluştuk.

İlk defa keçe ile tanıştım ve çok sevdim yukarıdaki ağaç benim eserim :) henüz bitmedi. Birbirinden güzel yastıklar yapıldı. En kısa zamanda bitmiş hallerini de paylaşacağız. Çok keyifli bir gündü, mantı yedik, çay - kahve içtik. Elif'in güzel ıslak kekinin tadına baktık. Daha ne olsun. Bu atölyemizin daimi olması en büyük dileğim. Bu organizasyonu yapan Sevgili Elif'e ve bizi konuk eden başta Yeliz Hanım olmak üzere Kardelen Kadın Kooperatifi'ne çok teşekkür ediyorum. En kısa zamanda diğer toplantımızda buluşmak dileği ile herkesin eline sağlık :)

Geçen Hafta II


 Almina bebekleriyle fazla ilgileniyor demiştim. Burada da görülmekte ilgisi. Yalnız bu bebek ve bebek arabasının bir ayrıcalığı var o da bendenize ait olması. Evet yaklaşık 25 yıllık bebek arabam ve bebeğim Dilruba. Evcilik oynamayı ben de çok severdim. Epey uzun bir sürede oynadım (ortaokula yıllarıma kadar) Hatta kitapçılık da oyunlarımın arasında idi.

Almina'nın son zamanlarda en sevdiği uğraş bebeklerin saçlarını taramak ve makyaj yapmak. Yine benim bebek kolleksiyonumun nadide bir parçası, kolleksiyonumun tek Barbie bebeği Almina'nın elinde görülmekte. Benim çocukluğumda Barbie bebekler muazzam pahalıydı. Uzun süre beklemiş ve bir tane alınmıştı. Yıllar sonra yeğenimi 12 Barbie, 2 Ken'li kolleksiyonuna gıpta ile bakmıştım :)

Geçen haftanın en önemli etkinliği ablamın doğumgününü ve Almina'nın 18. ayını kutlamamız oldu. Ablam nostaljik havuçlu kekli pasta yapmıştı. Ben pek hatırlamıyorum ama onların çocukluğunda doğumgünü pastaları evden bu şekilde yapılırmış. O da yıllar sonra bunu canlandırmak istemiş. Yani pasta ablamın eseri. Çok da güzeldi afiyetle yedik.  

Ayrıca saatleri iş gününün gecesinde ileri almayı akıl eden zihniyeti eshefle kınıyorum. İnsanlar zaten bu ileri - geri saatte alışmakta güçlük çekiyor, bir de bunu pazar akşamı yapmak nasıl bir dehanın ürünü. Tamam üniversite sınavı sebebiyle oldu bu ama cuma gecesi olsaydı daha mantıklı olmazmıydı? Koskoca cumartesi günü sınava girecek arkadaşlar fark ederdi saatkerin ileri alındığını  ve bir problem yaşanmazdı. Zaten pazar geceleri, pazartesi sabahları anneme göç ettiğimiz için hazırlıkla ve geç saatlerde yatılma ile geçiyordu. Bir de bu ileri saat çok güzel oldu. Hem neden bu sınavları sabah yaparlar onu da anlamam. Sınav heyecanı ile o gece uyunmaz, bir de kaçırmayım sınavı diye vaktinden çok önce yola çıkılır sınava gidene kadar insan zaten yorulur. Koy şu sınavı 13.00'e. İnsanlar aheste aheste kalksın kahvaltısını etsin, yavaş yavaş yetişsin sınavına. ÖSYM Başkanından ricam bu önerimi yabana atmasın değerlendirsin.

Umarım bu hafta Üniversitemizin tatlı server'ı blogger'a girme olanağı tanırda bloglarımdan uzak kalmam. Zira yetiştiremiyorum haftasonu, fazla mesai yapsam da. Herkese güzel bir haftasonu diliyorum.

Not: Yorumları açık bırakıyorum ancak cevap veremezsem darılmayın, anlayın ki server girdi aramıza ;)

26 Mart 2011 Cumartesi

Geçen Hafta I



Eskiden sabah bilgisayarımı açarken, o gün hangi blogdaşlarım neler yazmış diye bir heyecan duyarak başlardım güne. Sabah kahvemi yudumlarken yepyeni dünyalar açılırdı önümde birer birer. Hiç bir zaman tanıyamayacağım ruhdaşlar buldum blog dünyasında. Bazılarıyla reel olarak tanıştım ve bundan dolayı çok mutluyum. Dileğim diğer ruhdaş blogdaşlarım ile de tanışabilmek (Bu grupta kitap bloggerı dostlarım yer alıyor) . Şimdi durum değişti her sabah bilgisayarımı açarken bugün gerçekten bloggara erişim yasağı kalkmışmıdır acep diye düşünerek açıyorum ve genel olarak da hüsran ile sonuçlanıyor bu umutlu bekleyişim. Bazen elektrik gider sonra bir an gelir sevindirir sonra gene gider ya bu hafta bunu yaşadım, tam sevinip twitter'dan dijitürk'e bir de nanik yollamıştım ki gene gitti. Acaba benim nanik yapmama mı bu sefer içerledi dijitürk de yeni bir mahkeme kararı mı aldı bilemiyorum. Sonuç olarak artık okula gitmek sıkıcı oldu. Yazmak istediklerim heba olmakta. Büyük bir keyifle kurguladığım yazılarım kafamdan uçuyor yada güncelliğini yitirdiği için yazmaktan vazgeçiyorum. Kitap okurken bile keyfim bir nebze azaldı. Okuduklarımı anında paylaşamamak haftasonu eve gelip yazmak beni üzüyor. Neyse ki çeşitli dns sayılarını denemek marifetiyle evden girebiliyorum. Ya evden de giremeseydim. Aman onu düşünmek bile istemiyorum. Gecenin bu saatinde uykum gelmiş olsa da biraz yazmak niyetindeyim. Çok şükür artık geceleri rüyamda wordpressde yazı yazmaya çalışırken görmüyorum kendimi. O da ayrı bir mevzu. Bu kadar anti ergonomik bir site görmedim. Oraya yazı yazma çabamı takdirle karşılamama karşı çok da ilerleme kaydemedim. Bıraktım bende. Bloggera yazıp oraya aktarıyorum. Uzun zaman yazamayınca haliyle böyle yazı dizisi yapmak geldi aklıma. Girişi epeyce uzun tutmuşum. Gelelim asıl mevzumuza.

Almina geçen hafta 18. ayını doldurdu. Çocuklar için gerçekten önemli bir dönemeç. Haluk Yavuzer kitabında büyük sıçramadan bahsetmişti. Zaten Almina bu sıçramanın sinyallerini vermekteydi ancak bir haftada bile çok şey farketti. Artık yetişemiyorum. Bir sözlük yada davranış sözlüğü oluşturma çabamı terk ettim. Ancak şu kadarını söyleyebilirim en sık kullandığı sözcük bebek ve ben - benim. Tabi teleffuzda sapmalar var. Ancak bebekler ilgi odağı olmuş durumda ve kendinin farkında. Bebeklerini uyutuyor, besliyor, ilgisi her geçen gün artıyor ve uzun süre kurduğu oyunu devam ettiriyor.

Yavuzer kitabında iyelik zamirlerini kullanın diye önerdiği için geçen hafta bir kaç kez Almina'ya bu tarz cümleler kurdum. Hemen kavradı ve artık kendine ait bir şeyi eliyle göğsüne vurarak "beni" (benim) diyor.

Geçen hafta ilgimi çeken bir başka şey ise bir eylemin biriyle özdeşleştirmesi ve daha sonra bunu hatırlaması. Babamız anahtar ile kapıyı açtığı için Almian'nın kafasında ikisi özdeşleşmiş. Geçen hafta kapyı anahtarla açtığımda Almina "baba" dedi. :)

Kalem ve yazı hastası. Uzun süre gerçek kalemleri istedi. Tehlikeli olduğunu düşndüğüm içni yazı tahtası aldım. Çok severek kimi zaman sol eliyle kimi zaman sağ eliyle yazıyor ve sonra siliyor. Ben solakım ve merak ediyorum Almina hangi elini kullanacak diye.  






Beynime bir mıh gibi yerleşmiş: 2-2.5 yaşından önce tuvalet tutma kasları gelişmez öğretmeye çalışmayın. Ben, ablamlar, yeğenim hepimiz bir yaş civarında tuvalet eğitimimizi tamamlamışız. Bu yaşanmış empirik bir bilgi. Ne yapsam diye düşünürken arkadaşıma verdiğim uzun süredir elimde olmayan Tracy Hogg kitabım gelince bir göz atayım dedim. Tracy Hogg, kafamda birbirine girmiş cümlelere tercüman oldu. Kısaca özetlemek gerekirse; 2 yaş sendromu başlayınca tuvalet eğitimi vermenin bir kabus olduğundan, hali hazırda anne-babayı memnun etme duyguları varken 2 yaşına kadar tuvalet eğitiminin verilmesinden bahsetmekte. Tabii kitapta uzun uzun yapılacaklar anlatılmış. Detaylara girmiyorum. Bunları okuyunca annem ile konuştum. Ne de olsa hiç deneyimim yok bu konuda. Annem de onaylayınca ilk adımları attık. Oturak ve tuvalet kitabımızı aldık. Şimdilik oturağın ne amaca hizmet ettiğini ve nasıl oturulacağını biliyoruz. ALmina eliyle oturağını gösterip "çişşş" diyor. Sıkmadan emin adımlarla umuyorum 2 yaşına kadar, hazır havalarda ısınıyorken bu aşamayı da atlatırız.
Arkası yarın :)

18 Mart 2011 Cuma

Tarçınlı Kurabiyem 18. Ayını Doldurdu



Haluk Yavuzer kitabında "Yaklaşık 18. aydan itibaren, çocuğunuzun anlama kapasitesinde belirgin bir gelişme olur. Oyunları çok daha anlamlı bir nitelik taşır, sizi taklit etmeye başlar  ve planlı inşa faaliyetinde bulunur." diyor. Gerçekten de yaklaşık bir aydır Almina'da büyük çocukları anımsatan davranışlar belirlemeye başladı. Oyun kuruyor artık, bebeklerinin saçını tarıyor, bebeklerine mama veriyor, kitap okuyor. Elinde mutlaka bir bebek ile yürüyor. Daha önce yaşanmış şeyleri hatırlıyor. Bir gün önce bir yere konulan cismi sorunca gidip dolabın içinde olsa bile gösteriyor. 30 kadar kelime söylüyor. Hızlı birşeyler anlatmak istediğinde kendi dilince jest ve mimiklerini kullanarak konuşuyor ve ben en  çok bu halini seviyorum. Neden - sonuç ilişkisi kuruyor. En güzel örnek kraker tarzı yiyecekler yediğinde altına kırıtılar için örtü seriyoruz. Kraker getirdiğim de artık gidip örtüsünü kendi alıyor. Koltuklara hızla çıkıp oturuyor. Parktan dönüşlerde eve girmek istemiyor. Çantasına sevdiği oyuncakları koyup evin içinde yürüyüşe çıkıyor... Artık karakteri de belirlemeye başladı. Kendinden emin, güler yüzlü, insan canlısı, dans etmeyi, kitapları hayvanları özellikle kedileri seven bir karakteri var. Liste böyle uzayıp gidiyor.

Artık 1.5 yaşında tatlı mı tatlı, güler yüzlü, çok cana yakın bir kurabiyem var... Rabbim tüm kurabiyelere sağlık mutluluk uzun bir ömür versin...


18 Aylık Çocuğunuza Nasıl Yardımcı Olunabilir?



- Çocuğunuza her türlü sesi açıklayın; hayvan seslerini, araç seslerini, müziği vb. Sese çok duyarlı olduğundan; kapı gıcırtısı, kağıt hışırtısı gibi seslerden haberdar olmasını sağlayın.
- Mümkün olduğunca sık kitap okuyun; en sevdiklerini tekrar tekrar okuyun isim ve objeleri tekrar edin. Resimleri bez kitapları kendi kendine tutmasını ve karıştırmasını sağlayın. Tanıdık objeleri gösterip isimlerini söyleyin. Hatırladığında memnuyetinizi gösterin.
- Her yerde herşeyin ismini söyleyin (renkler, objeler,...)
- Saymaya ve sayıları kullanmaya başlayın.
-İyelik zamirlerini öğretin "Bu benim elmam, bu senin elman".
- Başta giyinme-soyunma, yemek yeme olmak üzere tüm faaliyetlerini kendi başına yapmasını destekleyin, cesaretleyin, ortam hazırlayın.
...


Prof. Dr. Haluk Yavuzer - Çocuğunuzun İlk Altı Yılı, Remzi Kitabevi

17 Mart 2011 Perşembe

1=1 Prima Kampanyası



Keşke bu güzel kampanya blogger engeline takılmış olmasaydı. Ancak yine de duyurmaktan vazgeçmeyip, destekliyorum. Prima mail ile bana ulaştı, maillerini olumlu yanıtladıktan sonra, küçük bir kese içinde kampanya broşürünü ve bileziğini gönderdiler.

Türkiye'de önlenmiş olan yenidoğan tetanosu yüzünden yüz binlerce bebeğin hayatı tehlike altında. O ülkelerden birinde yaşayabilir ve o tehlike altındaki bebek bizim bebeğimiz oabilirdi. Bunu ürpererek düşündüm. Bu aşıyı bekleyen bebekler için sadece bir tık ile facebook sayfasını beğenerek bir aşı bedeli bağışlamış olacaksınız. Oturduğumuz yerden, sadece bir tıkla...

Bu kampanyanın hedefinin çok üzerine ulaşmasını temenni ediyorum.

15 Mart 2011 Salı

Almina'nın Kitapları - 08: Eve Dönelim Küçük Ayı


Yine Bir Dolap Kitap vasıtasıyla varlığını öğrendiğim bir seri, Martin Waddell'in Küçük Ayı Büyük Ayı serisi. Ben ilk olarak Eve Dönelim Küçük Ayı kitabını aldım. Serinin;
- Seninle Ben, Küçük Ayı
- Uyuyamıyor musun, Küçük Ayı?
- Aferin Küçük Ayı
Kitapları Türkçe'de mevcut. Ancak yazarın daha fazla ayı kitabı var. Umarım onlar da Türkçe'ye kazandırılır.

Kitabı  Aralık ayında ilk aldığımda Almina için biraz uzun gelmişti sanırım bir süre diğer kitaplarımızı okumuştuk. Ancak son zamanlarda kısalar kısa gelmeye başlayınca bu kitabı okumaya başladım. Son bir aydır özellikle favorimiz.

Çizimler çok keyifli, ayılar öyle pofuduk ki... Kar ve orman çizimleri insanı "şimdi orada olsam" diye düşündürüyor. Öykü kış mevsiminde geçtiği için de anlamlı oldu okuduğumuz dönemde.

Küçük Ayı ve Büyük Ayı yürüyüşe çıkarlar, yürürler yürürler sonra Büyük Ayı, Küçük Ayı'ya " Eve dönelim Küçük Ayı" der ve eve dönüş yolculukları başlar. Dönüş yolunda doğada çıkan sesleri Küçük Ayı farklı yorumlar. Örneğin şıp şıp şıp diye damlayan suyu bir şıpıdıkın kendilerini izlediklerini zanneder. Büyük ayı bu seslerin nereden geldiklerini açıklar. Sesleri duya duya, Büyük Ayı onları açıklaya açıklaya eve dönerler. Küçük Ayı yorulur, Büyük Ayı ona ormandaki seslerin masalını anlatır ve sımsıcak evlerindeki büyük ayı koltuğunda uykuya dalarlar.

Okumak çok keyifli sanırım dinlemek de, Almina gayet memnun dinlerken. Hele Ormandaki sesleri okuduğum satırlarda gülüyor. Pof pof pof, şıp şıp şıp :) Çocuklar doğadaki sesleri de öğrenebilirler bu kitap ile.



Eve Dönelim Küçük Ayı
Martin Waddell
Kırçiçeği Yayınları
+2

12 Mart 2011 Cumartesi

Başlık Bulamadım :)


Geçen hafta bir garip geçti. 1 Mart'ta blogların erişime kapatılması mart ayına tatsız bir başlangıç yapmama neden olmuştu. Ancak Üniversite'den blogger'a girdiğime de sevinmiştim. Ama geçen hafta başında bende bloguna giriş yapamayanlar kervanına katılmış oldum. Önceki hafta wordpresse taşınmış ama orayı sevememiştim. Karışık bir menüsü ile zaten bozuk olan moralimi iyice bozdu. Rüyamda wordpress'de yazı yazdığımı görmeye başladım geceleri. Ne kadar garip, hayatınızın bir parçasını bir anda kapatıyorlar. Aklımda olan yazmak, paylaşmak istediğim şeyler birer birer uçup gitti.

Geçen haftanın en önemli olaylarından biri de kar oldu. Şehrin içinde çok hissedilmese de bizim kampusta diz boyu hatta yer yer dizi aşan kar vardı. Öğrenci olmayınca ders de olmadı. Üstüne bir de hafif üşütme yaşayınca öyle tuhaf bir hafta oldu. Hafta için annemde kaldığımız için evden de dns ayarlarını değiştirip girebilir miyim onu bilemediğim için dün gece umutsuz bir şekilde geldim eve. Dns ayarlarını değiştirip karşımda kumanda panelini görünce o kadar sevindim ki... Uzun zamandır görmediğim dostuma kavuşmuş gibi mutlu oldum.

Bugün bahar kendini hissettirdi... Her ne kadar dün çok üzücü bir haber ile çok çok üzülmüş olsam da güneş gayet iyi geldi... Şimdi kurabiyem ile parka gidip baharı karşılayalım...

4 Mart 2011 Cuma

İyi ki Doğdun Ecenur

İlk gözağrım biricik yeğenimin çarşamba doğumgünüydü. Antik Kapı'da güzel bir yemeğin ardından pastamızı kestik. Almina çok keyifliydi. Hediyelerimizi verdik, yeni yaşını tebrik ettik. Çok güzel bir geceydi. Canım Ecenur'uma bir ömür boyu sağlık, mutluluk ve başarı diliyorum.

1. Kocaeli Kadın Blog Yazarları Buluşması


Bu blogger kapanması tüm yazma isteğimi kaçırdı. Hemen hemen herkes Wordpress'e taşındı ama orayı sevmedim. Hala Üniversiteden bloglara girebiliyorum, yazı yazabiliyorum. Ancak takip ettiğim blogların çoğu sessizliğe gömülmüş durumda. Benim yazmam, yazılanları okumam mutlu etmiyor. Çünkü biz tüm bloggerlar ile bir kocaman bir aileyiz.

İşte bunu en güzel örneğini geçen cumartesi yaşadık. Sevgili Elif'in organizasyonu ile 1. Kocaeli Kadın Blog Yazarları buluşması Atölye Kukka'da gerçekleşti. Biz arkadaşlarım Tülay ve Tuba ile buluşup gittiğimiz için biraz geç katıldık, ancak hiç yabancılık çekmedik. Muhabbetimiz daha önce yarım kalmış gibi konuya ortasında girdik. Çok samimi bir buluşmaydı. Mekan şahaneydi. Ben caanım muhabbeti bırakıp fotoğraf çekemedim. Ama Sevgili Füsun'un güzel fotoğrafları burada, Sevgili Burcu'nun güzel fotoğrafları burada, Sevgili Şaziye'nin güzel fotoğrafları burada...

Neyse ki bu buluşma daha başlangıç. Yakın zamanda daha güzel organizasyonlarda görüşeceğiz. Elif'e bu güzel toplantı ve bize hediye ettiği keçe nazarlıklar için çok teşekkürler.

Bloglarımızın engellendiği bu dönemde bir araya gelmek şahaneydi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...